bir yerlerde kendileriyle anılarım olduğunu bilmeyen insanların olması acaip gelmiştir bana hep. bu kişilerden biri yok artık: ahmet telli. üniversite 1. veya 2. sınıftım. kıştı. ankara'da karanfil sokak'ta yürüyordum. walkman'de ahmet telli'nin kendi sesiyle şiirlerini okuduğu bir kasetini dinliyordum. hatta montmun iç cebinde de onun "su çürüdü" kitabı vardı. bir an tam karşımdan bana doğru yanında biriyle yürüyorken gördüm onu. kulaklığın birini çıkardım, selam verecektim, vazgeçtim. öylece yavaş yavaş geçip gittiler yanımdan; ben de kulaklığı takıp devam ettim yürümeye... bu da böyle bir anımdır.
ahmet telli, türkoloji lisansı boyunca en çok okuduğum şairdi. nedense sonra hiç dönüp okumadım rastgele bir yerde karşıma çıkmamışsa. öldüğünü duyunca üzüldüm. açıp birkaç şiirini okumak istedim, içimden gelmedi daha doğrusu aklıma da gelmedi ama aşağıdaki edip cansever'in dizeleri geldi aklıma öldüğünü duyduğum ilk an:
ne peki
yere dökülen bir un sessizliği mi
göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
işini bitirmiş bir org tamircisinin
tuşlardan birine dokunacakkenki
dikkati ve tedirginliği mi
bilmem, zihnimde bir yerlerde mantıklı bir açıklaması vardır belki de bu dizelerin gelmesinin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.