"zamanında bir arap emirinin rüzgar isimli bir atı varmış. at hızıyla tüm arabistan'da meşhurmuş. öyle ki rüzgar herkesten, her şeyden hızlıdır cümlesi cümle alemin diline pelesenk olmuş. emir tüm zenginliği içinde en çok rüzgar'ın geçilemezliği ile övünürmüş. bir gece çiftliğe bir at hırsızı girmiş. atlamış rüzgarın terkisine kirişi kırmış, kahyalar seyisler arasında bir vaveyla. emir uyanmış gürültüye, ne oluyor, ne bu gürültü diye gürlemiş. demişler haraminin biri rüzgarı çaldı, şu yöne kaçtı. oradan ilk gözüne kestirdiği ata atlamış, emir düşmüş dünyalar kadar sevdiği atının peşine. harami atın acemisi bir türlü koşturamıyor atı. bizim emir karanlık içinde yetişmiş rüzgarına. tam yakalayacak haramiyi. içi el vermemiş geçilmez, yetişilmez atının şanına gölge düşürmeye. seslenmiş hırsıza usulca. yat demiş atın boynuna, kulağını çek hayvanın. haraminin denileni yapmasıyla rüzgar kaybolmuş gözden. emir biraz buruk dönmüş çiftliğine. toplanmış insanlar başına, sormuşlar: ne oldu yakalayamadın mı rüzgar'ı? demiş ne mümkün rüzgar'ı yakalamak."
böyleyken böyle... anlamayı bilene çok mesaj vardır yukarıdaki meselde... ama tabii yorum her şey gibi kendi güvenli sığınağımızı yarattığımız bir aparattır ve bu yüzden yukarıdaki meselde bir şey ima edilmiyor diyebiliriz.. ama bunu Lacan anlatsaydı diyemezdiniz böyle bir şey ki son derece Lacan'cı bir metindir bu esasen..
tabii kim siker Lacan'ı bu bahiste... dün 29 ocak'tı. normal şartlarda dün yazardım bunu da imkan yoktu yazmaya.. bugüne kaldı...
gerçekten bunca yılın sonunda vardığım sonuç: "ne mümkün rüzgar'ı yakalamak" oldu... tabi boşa geçmiş bir ömür bu denilebilir.. tartışacak mecalim yok bunu...